Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 509

4. Edinilen hakların vekâlet verene geçişi

4.   Edinilen hakların vekâlet verene geçişi

Madde 509 - Vekilin, kendi adına ve vekâlet veren hesabına gördüğü işlerden doğan üçüncü kişilerdeki alacağı, vekâlet verenin vekile karşı bütün borçlarını ifa ettiği anda, kendiliğinden vekâlet verene geçer.

Vekilin iflası hâlinde vekâlet veren, bu alacağın kendisine geçmiş olduğunu iflas masasına karşı da ileri sürebilir.

Vekâlet veren, vekilin kendi adına ve vekâlet veren hesabına edinmiş olduğu taşınır eşyanın iflas masasından ayrılarak kendisine verilmesini isteyebilir. Vekilin sahip olduğu hapis hakkından iflas masası da yararlanır.

I-) 818 Sayılı Borçlar Kanunu:

4 - Vekilin iktisabettiği hakların müvekkiline intikali

Madde 393 - Müvekkil vekiline karşı olan muhtelif borçlarını ifa edince, vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı, müvekkilin olur.

Vekilin iflâsı halinde müvekkil, bu hakkını masaya karşı da iddia edebilir.

Vekilin iflâsı halinde müvekkil, vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına iktisap eylemiş olduğu menkul eşya hakkında dahi istihkak iddiasında bulunabilir. Vekilin haiz olduğu hapis hakkını, masa dahi haizdir.

II-) Madde Gerekçesi:

Madde 509 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 393 üncü maddesini karşılamaktadır.

Tasarının üç fıkradan oluşan 509 uncu maddesinde, vekil tarafından edinilen hakların vekâlet verene geçişi düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 393 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “4. Vekilin iktisap ettiği hakların müvekkiline intikali” şeklindeki ibare, Tasarıda “4. Edinilen hakların vekâlet verene geçişi” şeklinde değiştirilmiştir.

 818 sayılı Borçlar Kanununun 393 üncü maddesinin son fıkrasında kullanılan “istihkak iddiasında bulunabilir.” şeklindeki ibare, Tasarıda “iflâs masasından ayrılarak kendisine verilmesini isteyebilir.” şekline dönüştürülmüştür.

Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

III-) Kaynak İsviçre Borçlar Kanunu:

1-) OR:

4. Übergang der erworbenen Rechte

Art. 401

1 Hat der Beauftragte für Rechnung des Auftraggebers in eigenem Namen Forderungsrechte gegen Dritte erworben, so gehen sie auf den Auftraggeber über, sobald dieser seinerseits allen Verbindlichkeiten aus dem Auftragsverhältnisse nachgekommen ist.

2 Dieses gilt auch gegenüber der Masse, wenn der Beauftragte in Konkurs gefallen ist.

3 Ebenso kann der Auftraggeber im Konkurse des Beauftragten, unter Vorbehalt der Retentionsrechte desselben, die beweglichen Sachen herausverlangen, die dieser in eigenem Namen, aber für Rechnung des Auftraggebers zu Eigentum erworben hat.

2-) CO:

4. Transfert des droits acquis par le mandataire

Art. 401

1 Lorsque le mandataire acquiert en son propre nom, pour le compte du mandant, des créances contre des tiers, ces créances deviennent la propriété du mandant dès que celui-ci a satisfait, de son côté, à ses diverses obligations envers le mandataire.

2 Le mandant peut faire valoir le même droit contre la masse du mandataire, si ce dernier tombe en faillite.

3 Le mandant peut, de même, revendiquer dans la faillite du mandataire les objets mobiliers acquis par ce dernier en son propre nom, mais pour le compte du mandant; sauf à la masse à exercer le droit de rétention qui appartiendrait au mandataire.

IV-) YİBK, T: 07.10.1953, E: 8, K: 7 sayılı kararından:

Her iki dâvada da koca, sicilde karısı namına müseccel bulunan bir gayrimenkulün hakikatte kendi namına satın alınması icabettiğini bedelini de kendisinin verdiğini bu sebeple gayrimenkulün tapudaki kaydının namına tashihini karısını hasım göstererek talep etmiştir.

Böyle bir dâvanın kabul olunabilmesi için evvelâ dâvacının gayrimenkulün namına tescilini muhik kılacak hukuki bir sebebe dayanması lâzımdır. Dâvacılar, taleplerini taraflar arasında evvelce vâkı olmuş bulunan bir anlaşmaya istinat ettirmektedirler. Her iki dâvada da dâvalı mevkiinde bulunan karı, ihtilâflı gayrimenkulü üçüncü şahıs vaziyetinde bulunan gayrimenkulün eski mâliki ile yaptığı bey’akdine müsteniden iktisabetmiş ve koca o bey’akdine dâhil olmamıştır. Muayyen bir gayrimenkulü namına satın alması için karısına bedelini verdiği halde karının gayrimenkulün mâliki ile yaptığı bey akdinde kocasının mümessili sıfatiyle hareket etmiyerek taahhüdünü yerine getirmemiş olduğu iddia edilmektedir. Bu halde taraflar arasındaki hukuki münasebetin vekâlet akdi olarak tavsifi icabeder. Vekil ile müvekkil arasındaki vekâlet akdi, vekilin üçüncü şahıs ile yaptığı bey’akdi neticesinde iktisabeylediği gayrimenkul mülkiyetinin müvekkile naklolunması için Medeni Kanunun 642 nci maddesinin derpiş ettiği mahiyette dâvalıyı tescile icbara salih bir akit olarak telâkki olunamaz. Bundan başka kanunun 632 nci maddesinin sıhhat şartı olarak vazettiği şekle uygun bir temlik taahhüdü de taraflar arasında mevcut değildir. Binaenaleyh iddia olunan münasebetin mahiyetine ve şekline nazaran ihraz ettiği mülkiyet hakkını kendisine devreylemesi için dâvalıyı icbar edecek hukuki sebepten dâvacıların bu dâvalarda mahrum bulunduğunun kabulü iktiza eder. Dâvacının iddiasının hukuki mesnetten âri bulunduğu bu şekilde tesbit edilince böyle bir münasebetin mevcudiyetini müddeiye ispat ettirmeğe de lüzum kalmaz. Bu halde artık iddia sübut bakımından tetkik olunamaz. Mücerret dâvanın, dâvacının gayrimenkulü temellük için sebep irae edememiş olmasından dolayı reddedilmesi lâzımdır.

Her iki dâvada bahis mevzuu olan münasebet Medeni Kanunun neşrinden sonra hâdis olmuş bulunduğundan hâdiseye münhasıran Medeni Kanun hükümlerinin tatbikı icabeder. Borçlar Kanununun 18 inci maddesinde derpiş edilmiş bulunan muvazaa hali ancak âkıdlar arasında tehaddüs edebilir. Bu da zahiri beyanlarının hakiki maksatlarına uymadığını bildikleri halde âkıdların kasdettikleri vaziyetten başka bir hukuki münasebette ittifak etmiş gibi kendilerini göstermiş olmaları halidir.

Medeni Kanunun 634 üncü maddesi mülkiyeti nakledecek akitlerin resmî şekilde yapılmasını âmirdir. Bununla hakiki iradelerinin tam olarak telahuk ettiğini âkıdların salâhiyetli memur huzurunda beyan eylemeleri kasdolunmuştur. Memur huzurunda bey’akdi hakkında iradelerinin telahuk ettiğini akıdlar beyan eyleseler ve fakat hakiki kasıtlarının akit yaparken hibe olduğu sabit olsa bey’akdi batıl olur amma yerine hibe akdi kaim olamaz. Çünki memur huzurunda hibe hakkında tarafların iradeleri telahuk eylememiştir. Bu halde tapu kaydı hali aslisine irca olunmakla iktifa olunur. Müşteri vaziyetinde bulunan şahsa hibe sebebiyle mülkiyet intikal eylemiş olamaz. Bundan başka salâhiyetli memur huzurunda gayrimenkul mülkiyetini iktisabetmesi kasdolunan şahsın isminin gizlenmesi böylece anın yerine mevhum bir isim veya hakiki âkıdlardan başka bir şahsın ismi kullanılarak akde yabancı olan bir kimse namına sicile tescil vâkı olmuş ise (Namı müstear) bu halde de memur huzurunda âkıdların hakiki kasdının ifade edilmemiş olması bakımından temlike esas olan akit batıldır. Sicilin yalnız eski haline ircaı icabeder. Yani eski mâlik namına kayıt tashih olunur. Böyle bir münasebet yeni bir tescile mevzu olamaz. Medeni Kanun muteber bir akde müsteniden mâlik sıfatını ihraz edebilmiş bulunan kimselerin ancak sicile tescilini tecviz eder. Bunun haricindeki tesciller hukuki mesnetten âri bulunmaları itibariyle terkine tabi olur. Dâvacılar karılariyle vekâlet akdi münasebetleri mevcut olduğunu usulün 293 üncü maddesine dayanarak şahit ile de ispat edebilirler. Yalnız bu münasebetin mevcudiyetinin ispat edilmiş olması kendilerine gayrimenkullerin namlarına tescilini mahkemeden talep salâhiyetini bahşetmez, ancak taahhüde muhalif hareket etmiş olmaktan dolayı vekile tazmin mükellefiyeti tahmil olunabilir.

Netice; aralarında mevcut olduğunu iddia ettiği akdî bir münasebete müsteniden tapuda malik sıfatiyle mukayyet bulunan bir şahıstan sicildeki kaydın namına tashihini isteyen kimsenin Medeni Kanunun 634 maddesine uygun şekilde dâvalı ile beyinlerinde inikat etmiş muteber bir akde istinat etmesi lâzımdır. Böyle bir akdin inikat etmediği dâvacının beyanından anlaşıldıktan sonra kanunun mevcut olmadığını kabul ettiği bir halin ispatı da artık mahkemece düşünülemez. Bu gibi hallerde dâvanın hukuki sebepten mahrum bulunması bakımından reddedilmesi iktiza ettiğine 7.10.1953 tarihinde ilk içtimada üçte ikiyi geçen ekseriyetle karar verildi. (RG. 28.11.1953; S: 8569).

Not: Kararda adı geçen Türk Kanunu Medenîsinin 634. maddesi yeni Türk Medenî Kanunu’nun 706. maddesine tekabül etmektedir.

 


Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.